Açıklamaları okumak için mouse ile istediğiniz resmin üstüne gelin

 

 

 

HAMAMBÖCEĞİHamam böceği, Blattodea (bazen Blattaria ismi de kullanılır) takımını oluşturan böcek türlerine verilen ad. Takımın isimleri Yunanca blatta sözcüğünden türemiştir. Sözcüğün anlamı "hamam böceği"dir. 6 farklı familyada yaklaşık 4.500 tür bulunmaktadır. Hamam böcekleri, 2.000 metreden daha yüksek yerler ve kutup bölgeleri dışında, dünyanın her yanında bulunurlar. Çoğu hamamböceği hepçildir. Çok farklı ortamlara adapte olup yaşayabilir, fakat en çok bina içlerinde nemli ve ılık ortamları tercih eder. Salgıladıkları feromonlar ve bıraktıkları dışkıları vasıtasıyla diğer hamam böceklerine su ve besin kaynakları ile yuvalarının yerini işaret ederler. Dokunsal ve kimyasal iletişim kurarlar. Gelişmiş bir sürü davranışı sergilerler. Yapılan bir çalışmada 50 adet hamam böceği birbiriyle bağlantılı 3 adet 40 böcek kapasiteli odacıklara bırakılmıştır. Bir süre sonra böcekler 2 odaya 25'er adet olarak yerleşip 3. odayı boş bırakmışlardır. Odacıkların kapasitesi 50'nin üzerine çıkarıldığında tüm böcekler tek bir odaya toplanıp diğerlerini boş bırakmışlardır.[1] Dengeli bir rekabet ve dayanışma içinde olabildikleri gözlenmiştir. /span>

 

SİNEKSinek, iki kanatlılar ya da çift kanatlılar (Diptera) denen böcek takımından eklembacaklıların ortak adıdır. İki kanatlılar takımında yer alan sinekler arasında sivrisinek, tatarcık, karasinek ve büvelek adıyla ön plana çıkarlar ve başkalaşım geçirirler. Dünya genelinde 177 familyada toplanan 120 000 tür bulunur. Palearktikte 120 familya ve 29 579 tür, Türkiye'de ise 63 familya ve 1170'den fazla tür vardır. Birçoğunda gözler büyüyerek başın büyük bir kısmını kaplamıştır. Gözlerin büyüklüğü ve yeri, familyaya ve eşeylere göre farklıdır. Dişilerin birleşik gözleri alında oldukça ayrı kalmasına karşın, erkeklerinde birbirine değer. Gözlerin yaygın rengi kırmızıdan koyu kahverengine kadar değişir ve bu renkler, bordo, koyu yeşil, kırmızı bantlarla bölünerek, göze çok güzel bir renklenme verirler. Mağaralarda yaşayanlarında gözler körelmiştir. Üçgen şeklinde dizilmiş üç nokta göz sadece ışığın algılanmasından sorumludur; fakat şekil göremezler. Karasineğin (Musca domestica) duyu organlarının en hayret verici ve göz kamaştırıcı olanı,karmaşık bir yapıya sahip olan gözleridir.Karasineğin başındaki altı göz, ortalama 400 bin ommatidden (gözcük) meydana gelen mükemmel bir görme sistemidir. Her bir gözcük ayrı bir noktayı gördüğünden, görüntü beyinde bir araya getirildikten sonra bir mânâ çıkartılır. Yani her gözcük bir gözün bütün özelliklerine sahiptir. Hatta bu özelliği sayesinde arkasını da görebilir. Küçük olduklarından ve 2 mm yakınındaki bir cismi net olarak görebildiğinden, ayrı bir merceğe ihtiyaç yoktur. Bu gözlerin bir üstünlüğü de görme hızından gelir. İnsan gözü saniyede 20 ilâ 50 açık- koyu renk değişimini farkedebilirken, karasinekte bu, saniyede yaklaşık 200 defaya çıkar. Üzüm salkımı ya da saçak şeklinde olan yumurtalıklarında meydana gelen, uzun-oval, çok defa üzerinde yapılaşmalar olan yumurtalarını tek tek ya da topluca bırakırlar. Bazı sinekler, özellikle asalak olanlar, larva doğururlar (larvipar) ve dışarı çıkan larvalar hemen pup olur. Larvalar başkalaşım gösteren bütün böceklerde olduğu gibi, erginlerine hiç benzemezler. Kural olarak sinek larvalarının ("kurt ya da kurtçuk") gelişmesinde birbirlerinden deri değiştirme ile ayrılan 3-4 evre vardır. Pup evresi sivrisineklerde ve ilkel sineklerde mumya pup tipidir. Buna karşılık Cyclorrhapha grubundan sineklerde, puplar sondan bir önceki, yani üçüncü devrede meydana gelen bir pup derisi (puparium) içinde bulunur ve bu tipe çıngıraklı pup denir. Trake sistemi erginlerde iyi gelişmiştir. Karasinek (Musca domestica), kanatlarını saniyede 200 defa çırparken, dinlenme esnasında harcadığı enerjinin yaklaşık 100 katı bir enerji harcar. Aktif uçuş, çok enerji gerektiren bir fiil ve ancak düzenli oksijen temini ile mümkün olabilir. Karın bölgesine dizilen düzinelerce açıklıktan (stigma) rahatlıkla nefes alıp verebilir. Bu gözeneklerden giren hava, daha küçük kanalcıklara ayrılan borularla hücrelere muntazam bir sekilde iletilir. Sinek, bir yere konduğu zaman, karın kaslarını kasarak, içeriye hava pompalar. Uçma esnasında buna gerek duymaz. Çünkü, saniyede 200 defa çırpılan kanatlar, zaten kâfi miktarda hava girmesini sağlarlar. Böylece sinek, nefes alıp vermek için ayrı bir enerji sarf etmez. Sinekler uçuş için yön tayini ve kontrolünde belirleyici rol oynayan organlarını büyük bir titizlikle son bir defa gözden geçirir. Sonra sanki uçuş takımlarının son kontrolünü yaparak uçuşa geçecek pilot gibi, ön tarafındaki denge organlarını (halter) ayarlar ve uçuş pozisyonunu alır. Son olarak, antenlerinin ucundaki alıcılar (reseptör) vasıtasıyla, rüzgârın şiddetine ve yönüne göre kalkış açı ve hızını ayarlar ve nihayet havalanır. Bu hazırlıklar çok çok kısa bir zamanda cereyan eder. Uçuşa geçer geçmez kısa sürede hızlanabilir ve giderek yaklaşık saatte 10 km gibi bir hıza erişir.

 

BİTBit (Phthiraptera), Eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin, böcekler (Insecta) sınıfının bir takımı. Bitlerde metamorfoz (biçim ve yapı değişmeleri) bulunmaz. Yumurtadan (sirke) çıkan yavrular (yavşak), ergine benzerler. Kanatları yoktur. Kuşlarda yaşayanlara ısıran bitler denir. Her kuş türüne musallat olan bir iki bit türü vardır. Memelilerde asalak olarak yaşayanlar; insanlar, maymunlar, toynaklı memeliler (at, koyun, sığır vs.), kemiriciler (tavşanlar, fareler vs.), etçil memelilerden bazıları (köpek, kurt, morslar) üzerinde barınırlar. İnsanlar üzerinde yaşayan bitler üç türlüdür: Bitler kopan deri parçaları, deriden salgılanan yağ ve bazen kan ile beslenirler. Bitin yumurtası sirke adını alır ve bitin tükrüğünden salgılanan yapışkan bir madde ile saça yapışır. Özel ilaçlı şampuanlar ve ince taraklar olmadan saçtan kopartılamaz. Bitler ortalama bir hafta yaşarlar. Baş biti (Pediculus humanus capitis) 2-3 mm boyunda olup, insanların başında yaşar. Dişisi halk arasında sirke denilen yumurtalarını özellikle ense ve kulak arkası saç kıllarının diplerine kitin kılıfı ile tek tek yapıştırır. Yavrular 2-3 haftada ergin hale gelirler. Fazla yaygın bir türdür. Çocuklara okullardan bulaşabilir. Kıl biti (Phthirius pubis) Baş hariç, vücudun sakal, göğüs gibi diğer kıllı yerlerinde barınır. Gri ve beyaz tonlarında renge sahiplerdir. Yumurtalarını kıl diplerine bırakırlar. Yumurtalar toplu iğne ucu kadar ve siyah renktedirler. Ergin bitler ise kıl diplerine gömülüdür. Fazla kaşınmaya sebep olur. 1 ilâ 1,5 mm uzunluktadır. Elbise biti (Pediculus vestimenti) Vücudun tüysüz veya az tüylü yerlerinde yaşadığından vücut biti de denir. 3-4 mm boyundadır. Yumurtalarını çamaşırların kıvrımlı yerlerine yapıştırır. Tifüs hastalığını yaydığından çok tehlikeli bir asalaktır. Tifüs mikrobu bitin barsağında çoğalıp dışkısı ile insana bulaşır. Bitki özünü emen yaprak bitleri hayvansal bitlerden ayrıdır. Ağaç kabukları, taş ve kitaplar arasında yaşayan kitap bitleri (Psocoptera) de ayrı bir grup olup ağız yapıları çiğneyici tiptedir. Bunlar kitap yaprağı, yosun, mantar ve polen (çiçek tozu) ile beslenir. Kanatlı ve kanatsız olanları vardır.

 

PİREPire, Siphonaptera takımını oluşturan kanatsız, küçük, kan emici 1.600 dolayında böcek türüne verilen genel bir addır. Tropik, astropik ve ılıman bölgelerden kutup bölgelerine kadar yayılmış olan bu böcekler özelleşmiş vücut yapıları sayesinde memelilerin ve kuşların derisine tutunarak kanlarını emer, konakları arasında yer değiştirirken son derece tehlikeli hastalıkları da bulaştırabilir. Vebanın insanlara bulaşmasında baş rolü oynayan keme piresi (Xenopsylla cheopis) ve akrabaları ortaçağda Avrupa nüfusunun yaklaşık dörtte birinin ölümünden sorumludur. Pireler dış parazitlerdir. Memelilerin ve kuşların kanlarını emerek yaşamlarını sürdürürler. Boyları 1,5 milimetreden 3,3 milimetreye kadar değişiklik gösterir. Hızlı hareket edebilen genelde koyu renkli canlılardır. Genellikle köpek, kedi, insan, tavşan ve kümes hayvanlarında bulunurlar ve ısırdıkları yerleri uyuşturmak için kullandıkları salgı kaşıntı yaratır. Alerjik reaksiyon gösterildiği takdirde deride kızarıklıklar oluşur. Taşıdıkları Yersinia pestis adlı (bakteri) insanlara bulaştığında ölümcül hıyarcıklı veba hastalığı meydana gelebilir. Özel tasarlanmış ayakları sayesinde şu ana dek evrende bilinen en hızlı ivmelenmeye sahip canlıdır. Yerden fırlatılan bir uzay roketinden yaklaşık 40 kat daha hızlıdır. Bu yüzden pireler ışınlanmış gibi anlık farklı yerlerde gözükür.

 

TAHTA KURUSUTahtakurusu, Hemiptera takımının Cimicidae familyasından böceklerin ortak adıdır. Bunlar yalnızca memelilerden ve kuşlardan kan emerler. Kan emmek için geceleri konukçularına yanaşırlar. Diğer zamanlarda ışıktan korunmuş yerlerde saklanırlar. En çok bilinen türü koyu kırmızımsı kahverengi renkte ve 5 mm boyunda olan Cimex lectularius 'tur. Başlangıçta yarasa paraziti olduğu varsayılan bu hayvanların, mağara devrinden sonra insan paraziti olduğu düşünülmektedir.[1] Tahtakuruları ısırmayla herhangi bir hastalık taşıdıkları bildirilmemiş olsa da, cilt tahrişlerine, piskolojik etkilere ve alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Isırıklar şiddetle kaşıntı hissi verdiğinden, aşırı kaşımayla cilt sorunu veya iyileşme sonrası iz kalması sorunları yaşanabilir. Tahtakuruları, havanın sıcak veya kuru olmasından bağımsız her ortamda canlı kalmayı başarabilirler. Çok soğuk havalarda yarı uyku durumuna geçip hiç yemeden 1 yıl yaşayabilirler. Pestisitlerin onları öldürücü olması için direkt vücutlarına temas etmesi gerekiyor.

 

ÖRÜMCEKÖrümcek, Eklembacaklılar şubesinin örümceğimsiler (Arachnida) sınıfının örümcekler (Araneae) takımından türlerine verilen genel ad. Hemen hemen dünyanın her tarafında yaşarlar. 2012 rakamlarına göre 112 familyada ve 3879 cinste toplanan 43.244 türü[1] bilinmektedir. Baş ve göğüs kaynaşmıştır. Karın, göğüse ince bir bel (pedisel) ile bağlanmıştır. Aynı büyüklükte başka bir canlının beli bu kadar ince değildir. İçinden sindirim borusu, kan damarları nefes boruları ve sinir sistemi geçer. Örümceklerin boyları, birkaç cm'den 35 cm'ye kadar değişir. Ağızlarının önünde iki zehir çengeli (keliser) ve iki his ayağı (pedipalp) yer alır. Göğüslerinde ise, gelişmiş dört çift yürüme bacağı vardır. Uçları, tarak gibi dişli iki çengelle sonlanır. Örümcek bunların sayesinde ağ üzerinde rahatça dolaşır. Bir kısmı ileriye, geriye ve yanlara doğru yürüyebilirler. Çoğunun başında 3 veya 4 çift osel (basit) göz bulunur. Gözlerin dizilişi, sınıflandırmada önemli bir özelliktir. Yuvarlak olan karın kısmı yumuşak ve esnek olup, alt kısmında solunum delikleri, ipek bezleri, anüs ve cinsiyet organları yer alır. Örümcekler, dünyanın birçok ekosistemine adapte olmuş, böylece çok farklı ekosistemlerde yaşayan bir grup halini almışlardır. Örümceklere Everest tepelerinden kanyonların derin çukurlarına, akarsu veya göl içlerine kadar değişik yaşam ortamlarında rastlamak mümkündür. Bütün örümcekler karnivordur. Bazıları serbest dolaşıp avlandıkları halde diğer bazıları örmüş oldukları ağa bağımlı olarak yaşar. Örümceklerde, diğer eklembacaklılar gibi açık bir dolaşım sistemi bulunur. Kılcal damarları yoktur. Hemen hemen her yerde rastlanan örümcek ağı, aslında bir sanat şaheseridir. Yapılış maksadı avlanmak olan ağ, bir nevi tuzaktır. Fakat her örümcek türü ağ yapmaz. Ancak bütün örümcekler ağ tellerinden yumurtalarının etrafını saran kozalar yaparlar. Bazıları da ağ bezlerini, yaprakları yapıştırmakta, yuvalarının içini döşemede, açtıkları çukurun çevresini kapatmakta vs. işlerde kullanırlar. Ağ kurmayan bu tür avcı örümcekler de, arkalarında ağdan bir iz bırakarak, rüzgarla sürüklenmekten korunurlar. Erkekler, dişileri bulmakta da bu izlerden faydalanırlar. Karın altlarının arka taraflarında üç çift ağ organları bulunur. Her birinin dışarıya ayrı bir çıkışı vardır. Bezlerden meydana gelen yapışkan ve sıvı iplik maddesi, havayla temas edince sertleşir. Her ağ memeciğinde 100 kadar ince ve küçük kanalcıklar bulunur. Bu ince kanalcıklardan sızan iplikçikler bir araya gelerek büküldükleri zaman tek iplik durumuna gelirler. Esnek ve yapışkandırlar. Bir sinek ne kadar sert çarpsa da kopmazlar. Ağ yapmak isteyen örümcek, ağ organlarını bacaklarının bir kısmı ile bastırarak ağ maddesinin akışını başlatır. Örümcekler, iplik deliklerinden çıkan tellerin hepsini toplayıp bir tek tel halinde kullandıkları gibi bunlardan ayrı ayrı incecik tel de yaparlar. Düşme esnasında bir yere taktığı ağ telini, kendisi yere varıncaya kadar uzatabilir. Genç örümcekler, ağ tellerinin sayesinde uzun mesafelere uçabilirler. Bunun için telin bir ucunu bir yere bağlayarak kendilerini hava akımlarına bırakırlar. Böylece yerlerinden havalanan örümcekler, karada 5 km, denizde ise yüzlerce km uzaklara savrulabilirler. Okyanuslardaki ıssız adalarda yaşayan örümcekler, hep böyle havadan gelmişlerdir. Sonbaharda bol bol rastlanan ağ telleri de uçan genç örümceklerden kalmıştır. Ağ yapacak olan bir örümcek, önce yüksekçe bir yere tırmanarak, ağın ucunu bulunduğu kısma yapıştırarak ipek iplik yardımıyla aşağı süzülür. Gözüne kestirdiği bir dala ulaşarak bağlantı kurar. Sonra o iplik üzerinde gidip gelerek ağı kalınlaştırır. Daha sonra vücudundan çıkmakta olan ipliğin bir ucunu ilk ipliğe tutturarak kendisini boşluğa bırakır. Ağa bağlı halde bir yere varınca, o ucu vardığı yere yapıştırır. Bu yolla birkaç gidiş gelişte ağın kaba iskeleti meydana gelir. Bundan sonra iskeletin merkezi çevresinde dairevi halkalar yaparak ağı tamamlar. Ağ örümü çoğunlukla gece olur. Örülmesi en fazla 60 dakika alır. Ağın ortasında spiral ve yapışkan bir yer vardır. Diğer iplikçikler kurudur. Bir sinek ağa konsa hemen yapışır. Kurtulmak için çırpındıkça daha da yapışır. İkaz iplikçiği ile avın yakalandığını anlayan örümcek gelerek avını zehirler. İkaz iplikçiğinin bir ucu ağa bağlı, diğer ucu ise daima kendisindedir. Ağlar, genellikle yere dik vaziyettedir. Maksat, uçan arı ve sinekleri yakalamaktır. Her örümcek türünün, kendisine has ağ örme stili vardır. Ancak dikkati çeken nokta, ağlarda geometrik inceliklerin her zaman varlığıdır. Ağ örme işi örümceklerin, doğuştan kazandıkları bir sanattır. Küçük bir örümcek, daha önce hiç ağı görmemiş ve örmemiş olmasına rağmen büyüklere benzer ağlar örer.Örümceklerin Türkiye'de 2012 rakamlarına göre 53 familyada toplam 958 türü bulunur.[3]. 131 tür ile Gnaphosidae familyası ilk sıradadır ve bunu Linyphiidae (105 tür), Salticidae (98 tür), Thomisidae (87 tür), Theridiidae (77 tür), Lycosidae (73 tür), Agelenidae (55 tür), Araneidae (54 tür), Dysderidae (49 tür) ile Philodromidae (39 tür) takip eder.

 

KIRK AYAKKırkayaklar (Diplopoda), yavaş hareket eden, uzun segmentli vücuda sahip, eklembacaklılar şubesine ait bir çok bacaklılar sınıfı. 13.000 türlük çok bacaklılar içinde 10.000 tür ile başı çekerler. Sayıları 36 dan 400 e kadar olan bacaklara sahiptir. En fazla ayağı olan kırkayak türü 750 ayaklı Illacme plenipes türüdür[1]. Erkeklerinde yaklaşık 660, dişilerinde ise 750 ayak bulunur. Çıyanlarla aynı sınıfta ele alınırlar. Her segmentte ikişer çift bacak bulunur ve bacak sayısı çıyanlarınkinden daha fazladır. Çıyanlar etçil ve zehirliyken, kırkayaklar otçul/çürükçül ve zehirsizdir. Vücutları da çıyanlara göre daha sert ve silindiriktir. Görünüşleri ile tespih böceklerine oldukça benzeyen tespih kırkayakları (Oniscomorpha) tıpkı tespih böcekleri gibi tostoparlak olmalarıyla tanınırlar.

 

AKREPAkrep, örümceğimsiler sınıfının Scorpiones takımını oluşturan genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan, vücutları sert kitin bir tabaka ile örtülü, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehir iğnesi bulunan eklembacaklılara verilen ad. 2009 yılı rakamlarına göre akreplerin yaşayan 1753 türü bulunur. Türkiye'de[1] 11 cinste toplanan 23 türü bulunur. Dünyanın en uzun birinci akrebi 23 cm boyuyla Heterometrus swammerdami, ikincisi ise 20 cm boyuyla Pandinus imperator türleridir. Teraryumda bakılan bazı akrepler 8 yıla kadar yaşasa da, doğada ömürleri bundan daha kısadır. Akrepler, araknoloji bilim dalı içerisinde araknologlar tarafından incelenir. Geceleri aktiftirler. Yırtıcı ve yağmacı tabiatlı olmakla birlikte, avlanmada uzmanlaşmamış ve yemek konusunda titiz olmayan hayvanlardır. Havadan ve yerden gelen titreşimlerle algıladıkları avlarını, peşine düşmek yerine, sabırlı bir şekilde pusuda bekleyerek avlarlar. Başlıca besinleri eklembacaklılar olup, daha çok böcekler, örümcekler ve kırkayaklardır. Ayrıca büyük akrepler, küçük yılanları, kertenkele ve fareleri dahi yiyebilir . Yamyamlık, akreplerde sıklıkla görülmektedir. Avlarını kıskaçlarıyla yakalayarak sıkan ve kuyruğunu avına uzatarak sokan akrep, zehri ile böcekleri hemen öldürür. Akrepler, ne kadar zehir enjekte edeceklerini avlarına göre belirleyebilir. Büyük kıskaçlara sahip akrepler, küçük avlarını güçlü kıskaçlarını kullanarak öldürürken, ince ve zayıf kıskaçlı akrepler avlarını yakalar, çok etkili zehirlerini kullanarak avı sokar ve felç ederek öldürür. Birinci bacakların altındaki boşlukta bulunan keliserini avına tamamen yerleştirir. Tükürük ve sindirim enzimleri salgılayarak dokuları sıvılaştırıncaya kadar bekler ve oluşan sıvıyı emer. Soğukkanlı hayvanlar arasında metabolik hızları en düşük hayvanlar olduğu için az yiyecekle yetinebilir ve aylarca hatta iki yıl kadar uzun bir süre açlığa dayanabilirler. Besinlerden aldığı sıvıdan dolayı uzun süre susuz da yaşayabilirler.

 

KARINCAKarınca, karıncalar (Formicidae) familyasını oluşturan, yaban arıları ve arılarla birlikte zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böceklere verilen ortak addır. Karıncalar, Kretase Dönemi'nin ortalarında, 110 ile 130 milyon yıl önce yaban arısına benzeyen hayvanlardan türemiş ve çiçekli bitkilerin ortaya çıkışından sonra çeşitlenmiştir. Günümüzde 12.000'den fazla türü sınıflandırılmıştır ve yaklaşık 14.000 civarında türü olduğu sanılmaktadır.[1][2] Dirsekli antenleri ve ince bellerini oluşturan düğümsü yapıları ile kolaylıkla tanınırlar. Karıncalar, boyutları küçük doğal boşluklarda yaşayan birkaç düzine avcı bireyden, çok büyük bölgeleri kaplayan ve sayıları milyonlarca bireyi içeren oldukça yüksek oranda organize kolonilere kadar oluşan topluluklar içinde yaşarlar. Büyük koloniler çoğunlukla "işçi" ve "asker" sınıflarını oluşturan kısır dişilerden oluşur. Bu kolonilerde aynı zamanda verimli erkekler ile bir ya da daha fazla ve "kraliçe" adı verilen verimli dişiler de bulunur. Bu koloniler bazen "süperorganizmalar" olarak tanımlanır çünkü karıncalar tek bir vücut hâlinde koloniyi desteklemek için bir arada çalışırlar. Karıncalar Dünya üzerinde hemen hemen her kara parçasında bulunur. Kendine özgü karınca türleri bulunan ender yerler Antarktika ile birlikte bazı uzak ve yaşama uygun olmayan adalardır. Karıncalar ekosistemlerin çoğunda yaşayabilir ve kara hayvanları biyokütlesinin yaklaşık %15 ile %25'ini oluştururlar. Bu başarıları sosyal örgütlenmelerine, yaşam alanlarını değiştirebilmelerine, kaynaklardan yararlanmalarına ve kendilerini savunmalarına bağlanmıştır. Diğer türlerle birlikte geçirdikleri uzun evrim sürecinde, benzerlik, ortakçılık, asalaklık ve karşılıklılık içeren türler arası ilişkiler geliştirmişlerdir. Karınca topluluklarında iş bölümü, bireyler arası iletişim ve karmaşık problemlerin çözümüne rastlanır.[kaynak belirtilmeli] İnsan toplulukları ile olan bu paralellikler, birçok bilimsel araştırmaya konu olmuştur. Birçok insan kültüründe karıncalar, mutfakta, ilaçlarda ve ayinlerde kullanılır. Bazı türler biyolojik zararlı kontrolünde önemli rol alır.[kaynak belirtilmeli] Ancak kaynaklardan yararlanma özellikleri, karıncaları insanlarla çatışma içine sokar çünkü tarımsal ürünlere zarar verebilir ve binaları işgal edebilirler. Kırmızı ateş karıncaları (Solenopsis invicta) gibi bazı türleri, kazara sokuldukları yeni bölgelerde kendilerine bir yer edinebildikleri için yayılmacı türler olarak görülürler. Karıncalar, Antarktika, ve Grönland, İzlanda gibi bazı büyük adalar dışında tüm kıtalarda yaşar, Polinezya'nın bazı bölümleri ve Hawaii Adaları gibi adalarda ise kendine özgü türler yoktur. Karıncalar ekolojik nişlerin geniş bir kesiminde bulunur ve doğrudan ya da dolaylı otçul, avcı ve leşçi olarak çok kapsamlı besin kaynaklarından yararlanır. Türlerin çoğunluğu genel hepçildir ama bazı türler besin konusunda özelleşmiştir. Ekolojik baskınlıkları biyokütleleriyle ölçülebilir. Çeşitli ortamlarda yapılan tahminler ortalama biyokütlelerinin, kara üstünde yaşayan tüm hayvanların %15-20 arasında olduğunu ortaya koyar. Bu biyokütle omurgalı hayvanların biyokütlesinin üzerindedir. Karıncaların boyutları 0,75 mm ile 52 mm arasındadır. Çoğunlukla kırmızı ve kara renkli olan karıncalar çeşitli renklerdedir, yeşil renge daha az rastlanır ve bazı tropik türlerin metalik bir parlaklığı vardır. Günümüzde 12.000'den fazla karınca türü sınıflandırılmıştır ve türlerin 14.000 civarı olduğu sanılmaktadır. En çok çeşitlilik tropiklerdedir. Karıncaların sınıflandırılması konusunda taksonomik çalışmalar devam etmektedir. "AntBase" ve "Hymenoptera Name Server" gibi çevrimiçi bilgi bankaları bilinen ve yeni keşfedilen karınca türlerini izlemeye yardımcı olmaktadır. Kolay bulunmaları ve incelenebilmeleri nedeniyle, biyoçeşitlilik çalışmalarında karıncalar belirleyici türler olarak kullanılmaktadır. Karıncalar, termitler ile birlikte tarımı ilk kullanan canlılardır. Yuvalarının belirli alanlarında fungus (mantar) yetiştirirler. Karıncaların baharda ortaya çıkan ve kanada sahip olan türleri üremek ve yeni yuva kurmak için dışarı çıkar. Bir karınca kendi ağırlığının 10 katı ağırlığı kaldırabilir. Ve ayrıca karıncalar insanlar gibi ordu kurup kendi kolonilerini korurlar. Bazen de koloniler arasında insanlar gibi savaşırlar. Karıncalar yemek bulmak için öncü karınca yollarlar. Bu karıncalar yemek ararken koku molekülleri bırakırlar. Bunun sebebi, yemeklerin bulunduğu rotayı kaybetmek istememeleridir. Öncü karıncalar yuvaya gidip diğer karıncaları haberdar ederler. Onlar da koku moleküllerini izleyerek yemeği bulurlar.